OKRA CAP
Durum: Stok Var
441,00
-
+
İÇİNDEKİLER
Kondroitin sülfat , Omega 3 yağ asidi, Akgünlük reçine ekstresi, Hyaluronik asit , Kollajen tipleri Tip-3, Glikozamin sülfat, Bamya çiçeği tohumu ekstresi , Bal kabağı tohum ekstresi, Vitamin D
KULLANIMI
Günde 2 defa 1 kapsül kullanılır. 11 yaş ve üzeri için uygundur.
Ürün İçerikleri

Bamya Tohumu

Enfeksiyonlara karşı koruyucu etki sağlayabilir.

Kansere karşı koruyucu olabilir.

Sindirim sistemini düzenleyebilir.

Bilişsel fonksiyonları iyileştirebilir.

Yüksek vitamin ve mineral içeriğine sahiptir. Bamya tohumunda B grubu vitaminleri ile kalsiyum, demir ve çinko gibi mineraller bol miktarda yer alır.

Bu sayede kas ve kemik sağlığını koruyabilir. Osteoporoz ve benzeri kemik hastalıklarının oluşum riskini azaltabilir.

Yüksek demir içeriği sayesinde kansızlık sorunu bulunan bireylerde kan değerlerinin normal aralıklara getirilmesine yardımcı olabilir.

Bamya tohumu; fosfor ve bakır minerallerini de önemli miktarlarda içerir. Bu nedenle vücudun gereksinim duyduğu mikro besin ögelerinin tam anlamıyla karşılanabilmesi için etkili olabilir.

Enfeksiyonlara karşı koruyucu etki sağlayabilir.

Virüs, bakteri, mantar gibi mikroorganizmaların yol açtığı her türlü enfeksiyon hastalığına karşı korunmaya veya bu hastalıkların daha hızlı bir şekilde iyileşmesine yardımcı olabilir.

Soğuk algınlığından ve ayak mantarından idrar yolu enfeksiyonuna kadar her türlü hastalığa karşı bir önleyici olabilir.

Kansere karşı koruyabilir.

Bol miktarda antioksidan bileşenler yer alır. Bu bileşenler hücrelerin sağlığını geliştirerek kanserleşme eğilimine girmesini önlemede FAYDALI olabilir. Bu sayede vücutta tümörlerin oluşumunu önlemede rol oynayabilir.

Mevcut tümörlerin ise, büyüme ve yayılması yavaşlatılabilir.

Sindirim sistemi üzerinde de olumlu etkileri bulunan bamya tohumu, kolon kanseri başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı vücudu korumaya yardımcı olabilir.

Bamya tohumu vücudun savunma sistemini güçlendirmeye yardımcı ögeler barındırır. Bu bileşenler bağışıklık sistemini güçlendirerek tüm hastalıkların önlenmesine katkı sağladığı gibi kansere karşı da koruma sağlayabilir.

Sindirim sistemini düzenleyebilir.

Sindirim sisteminin düzenli bir şekilde çalışması için dikkat edilmesi gereken en önemli husus, besinlerle birlikte vücudun ihtiyaç duyduğu diyet liflerinin yeterli miktarda alınmasıdır. Diyet lifleri, besinlerin gastrointestinal sistemde sindirime uğramayan ve dışarı atılan kısmıdır. Bu lifler dışkı hacmini artırarak sindirim sisteminin çalışma hızını da artırır. Bu sayede kabızlık ve bağırsak tembelliği gibi sorunların oluşumunu önleyebilir.

Bamya tohumu çok değerli bir lif kaynağıdır. Lifli yapısı sayesinde bamya tohumu sadece sindirim sistemini düzenlemekle kalmayıp aynı zamanda kolesterolün düşürülmesini sağlayarak kalp ve damar hastalıklarını, kan şekeri regülasyonunu sağlayarak tip 2 diyabet ve insülin direncini önlemede fayda sağlayabilir.

Bilişsel fonksiyonları iyileştirebilir.

Beyin ve sinir sistemindeki hücrelerin canlılığını korumasına ve kendini yenilemesine yardımcı olan bamya tohumu, zengin B vitamini içeriği sayesinde sinir sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlayabilir.

Bu durum bilişsel fonksiyonlar üzerinde olumlu etkiler oluşturarak unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü gibi sorunları önlemeye yardımcı olabilir.

Aynı zamanda stresi azaltma ve uykusuzluk sorununu önleme gibi yararları da bulunan bamya tohumu düzenli olarak tüketildiğinde yaşlanma ile birlikte gelişen demans problemi ile savaşabilir.

Kilo vermeye yardım edebilir.

Bamya tohumu tüketimi, kilo vermek isteyen bireyler için de oldukça uygundur. Lifli bir besin olması nedeniyle sindirimi uzun sürer, bu nedenle hem kan şekerinde ani yükseliş ve düşüşlere neden olmayarak yeme ataklarını önler hem de midede daha uzun süre doluluk hissi oluşturduğundan tok kalmaya yardımcı olabilir.

Tüm olumlu etkilerine rağmen bamya tohumu çok düşük bir kalori içeriğine sahiptir. 100 gram tohum yaklaşık olarak 30-40 kalori içerir. Bu nedenle diyet uygulayan kişiler için diyette herhangi bir kalori yükü oluşturmadığından rahatlıkla tüketilebilir.

Yüksek potasyum içeriği sayesinde idrar söktürücü etki sağlayarak ödem ve şişkinliğin önlenmesine katkı sağlayabilir.

Glukozamin

Semptomların %100'ünü iyileştirmez, fakat kondroitin gibi diğer pek çok takviye ile karşılaştırıldığında glukozamin, eklem iltihabı rahatsızlıklarının tedavisinde en etkili olanlardan biridir.

Şekerlerin ve proteinlerin zincirlerinden yapılan ve eklemlerin kıkırdağında bulunan bir çeşit bileşiktir.

Eklem, kemik, kas ağrılarını azaltabilir.

Rahat hareket etmeyi sağlayan ve eklemler arasında kayganlığı sağlayan bir bileşen olarak işlev görür. Dizdeki sıvı kaybını tamamlayabilir.

Bağırsak astarını koruyabilir ve onarımında fayda sağlayabilir.

Mide, mesane ve bağırsaklarda tahrişe karşı mücadele edebilir.

Enflamatuar bağırsak hastalığını ve sızıntılı bağırsak sendromunu tedavi edebilir.

Kırıklar ve yaralanmaları takiben hasar gören dokuları ve daha güçlü kemikleri yeniden inşa edebilir. Kemik sağlığını koruyabilir.

Eklem iltihabı ve kireçlenme sorunlarını azaltablir.

Vücudun bağışıklık sistemini oluşturan hücreleri geliştirebilir.

Beyin gelişimine ve göz sağlığına iyi gelebilir.

Büyüme ve gelişmeyi destekleyebilir.

Kalp sağlığına iyi gelebilir.

Cilt kanseri riskini azaltabilir.

Kolesterol ve trigliseridi düşürebilir.

İyileşmeyi hızlandırabilir ve bağışıklığı güçlendirebilir.

Uzun süre tok kalmayı sağlayabilir, iştahı dengeleyebilir. Kilo vermeye yardımcı olabilir.

Hastalıklara karşı koruyabilir.

Depresyonu azaltmaya yardım edebilir.

Solunum enfeksiyonlarını azaltabilir.

Diyabet riskini azaltabilir.

Kanseri önlemede yardımcı olabilir.

Üçlü bir antienflamatuar (iltihap önleyici) olduğu için etkili bir ağrı kesici olabilir ve iltihaba bağlı kıkırdak kayıplarını önleyebilir.

Bazı çalışmalar, lösemi ve meme kanseri gibi bazı kanserlerin tedavisinde bile faydalı olabileceğini göstermiştir.

Osteoartrit (Eklem Romatizması), Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması), Astım, İnflamatuar (bağırsak hastalıkları) hastalıklarının iyileşmesine faydası olabilir.

Avustralya'da yapılan bir çalışmaya göre; vücudu glukozamin sülfat ile takviye etmenin, bağırsaklardaki faydalı bakterilerin bileşimini değiştirebileceğini göstermiştir. Bu da sağlık ve bağışıklık üzerinde geniş etkilere sahip olabilir.

Glukozamin, çoğu insanda herhangi bir yan etki veya risk olmaksızın; yaşlanma belirtileriyle savaşmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek için uzun süre boyunca güvenle kullanılabilir.

Araştırmacılar, glukozamin kullanan hastaların çoğunda; diğer anti-enflamatuar ilaçlara ve antibiyotiklere yanıt vermemiş hastalarda bile önemli iyileşmeler olduğuna dair kanıtlar bulmuşlardır.

Bazı araştırmalar; glukozaminin, kemikleri çevreleyen eklem kıkırdağının korunmasına yardımcı olduğunu, ağrıyı azalttığını, fiziksel işlevi artırdığını ve kemik rahatsızlığı olan kişilerde aktiviteyi artırdığını öne sürmektedir.

Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı tarafından 2013 yılında fareler üzerinde yapılan bir araştırmada; glukozaminin, kırık kemiklerin iyileşme sürecinin hızlanmasına yardım ettiği bulunmuştur. Araştırmacılar; yeni kemik oluşumları ve osteoblast kaplamalarının, glukozamin ile tedavi edilen farelerde, kontrol grubundakilere kıyasla daha yüksek olduğunu bulmuşlardır.

Kondroitin Sülfat

Katarakt: Araştırmalar, kondroitin sülfat ve sodyum hiyalüronat içeren bir çözeltinin göze enjekte edilmesinin, katarakt ameliyatı sırasında gözü koruduğunu göstermektedir.

Kondroitin sülfat ve sodyum hiyalüronat içeren birçok farklı ürün, katarakt ameliyatı sırasında kullanılmak üzere ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından incelenmiştir.

Bazı çalışmalar, kondroitin sülfat ve hiyalüronat (Viscoat, Alcon Laboratories) içeren spesifik bir göz solüsyonunun, gözdeki basıncı azaltabileceğini ve bir katarakt alındıktan sonra genel göz sağlığını iyileştirebileceğini göstermektedir.

Kireçlenme: Klinik araştırmalar, kondroitin sülfatın ağız yoluyla alınmasının, 6 ay kadar kullanıldığında osteoartritli bazı kişilerde ağrı ve işlevi hafifçe iyileştirdiğini göstermektedir.

Aromataz inhibitörleri (aromataz inhibitörünün yol açtığı artralji) denilen ilaçların neden olduğu eklem ağrısı: Erken araştırmalar, 24 hafta boyunca günde iki ya da üç bölünmüş dozda glukozamin sülfat ve kondroitin sülfat kombinasyonunun alınmasının eklem ağrısını ve meme kanserinin tedavisinde kullanılan ilaçların neden olduğu semptomları iyileştirdiğini göstermektedir.

Göz Kuruluğu: İlk araştırmalar, kondroitin sülfat göz damlası kullanımının göz kuruluğunu azalttığını göstermektedir. Diğer araştırmalar, kondroitin sülfat ve ksantan zamkı içeren göz damlasının kullanılmasının, yapay gözyaşı kullanımının yanı sıra göz kuruluğunu da iyileştirebileceğini göstermektedir. .

Kalıcı mide ekşimesi: Antasitler gibi geleneksel tedavilerle birlikte alındığında, hyaluronik asit ve kondroitin sülfat içeren bir şurup, asit reflü semptomlarının yoğunluğunu azaltabilir.

Midenin şişmesi (iltihaplanması) (gastrit): İlk araştırmalar, kondroitin sülfat ve hyaluronik asit içeren spesifik bir sıvının içilmesinin, gastrit hastalarında karın ağrısını azaltabileceğini göstermektedir.

Ağrılı mesane sendromu (interstisyel sistit): Bazı araştırmalar kondroitin sülfat içeren sıvının mesaneye konmasının ağrılı mesane semptomlarını iyileştirebileceğini göstermektedir.

Kemikleri ve eklemleri etkileyen, genellikle selenyum eksikliği olan kişilerdeki (Kashin-Beck hastalığı) bir hastalık: İlk araştırmalar, glukozamin hidroklorür içeren veya içermeyen kondroitin sülfatın, Kashin-Beck hastalığı olan kişilerde ağrıyı azaltabileceğini göstermektedir. Ayrıca, glukozamin sülfat ile kondroitin sülfat alınması, bu kemik hastalığı olan kişilerde eklem alanını daraltmayı yavaşlatabilir.

Kalp krizi: Bazı erken araştırmalar, kondroitin sülfatın ağız yoluyla alınmasının, ilk veya tekrarlayan bir kalp krizi geçirme riskini azaltabileceğini göstermektedir.

Pullu, kaşıntılı cilt (sedef hastalığı): Erken araştırmalar, kondroitin sülfatın 2-3 ay boyunca alınmasının ağrıyı azalttığını ve sedef hastalarında cilt koşullarını iyileştirdiğini göstermektedir. Ancak diğer araştırmalar, kondroitin sülfatın (Condrosan, CS Bio-Active, Bioiberica S.A., Barcelona, ​​İspanya) 3 ay boyunca günlük olarak alınmasının, sedef hastalığı ve diz osteoartriti olan kişilerde sedef hastalığını azaltmadığını göstermektedir.

Mesane kontrolünün kaybı (idrar kaçırma): Erken araştırmalar, sodyum kondroitin sülfatın mesaneye idrar sondası yoluyla yerleştirilmesinin aşırı aktif mesanesi olan insanlarda yaşam kalitesini artırdığını göstermektedir.

Böbrek, mesane veya üretranın enfeksiyonları (idrar yolu enfeksiyonları veya İYE): İlk araştırmalar, kondroitin sülfat ve hiyalüronik asit içeren bir çözeltinin bir kateter yoluyla mesaneye uygulanmasının, İYE öyküsü olan kadınlarda İYE sayısını azalttığını göstermektedir.

Omega 3

Kabuklu deniz ürünleri düşük kalorilidir ve yağsız protein ve sağlıklı yağlar açısından yüksektir. Bu da onları kilo vermeye çalışırken mükemmel yiyecekler yapar.

Protein yönünden zengin besinler, kendinizi tok ve tatmin hissetmenizi sağlar. Bu da fazla kalori tüketmenizi engelleyerek kilo vermenize veya korumanıza yardımcı olabilir.

Dahası, omega-3 yağ asidi içeriği nedeniyle balıklar daha fazla tokluk hissine yol açabilir ve diğer yüksek proteinli gıdalardan daha fazla kilo vermeye yardımcı olabilir.

Aşırı kilolu yetişkinlerde yapılan bir araştırma, kalori kısıtlı bir diyetle daha fazla omega-3 yağ asidi tüketenlerin, aynı diyette daha az omega-3 tüketenlere göre yemeklerden sonra önemli ölçüde daha doygun hissettiğini buldu.

Kalp sağlığını teşvik edebilir.

Kabuklu deniz ürünleri, omega-3 yağ asitleri ve B12 vitamini dahil olmak üzere kalp sağlığını geliştirebilecek besinlerle doludur.

Birkaç çalışma, balık ve kabuklu deniz hayvanlarından omega-3 yağ asitleri almayı daha düşük kalp hastalığı riski ile ilişkilendirmiştir. Bunun nedeni muhtemelen omega-3'lerin anti-enflamatuar etkilere sahip olmasıdır.

Çin'de 18.244 sağlıklı erkek üzerinde yapılan bir çalışmada, haftada 200 gramdan fazla omega-3 bakımından zengin kabuklu deniz ürünleri yiyenlerin, kalp krizinden ölme olasılığının, haftada 50 gramdan az yiyenlere göre %59 daha az olduğu bulundu (Ayrıca, yetersiz B12 vitamini alımı, kalp hastalığı riskinizi artırabilecek bir protein olan yüksek kan homosistein seviyeleri ile ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle B12 vitamini yönünden zengin yiyecekler yemek kalp hastalıklarına karşı koruma sağlayabilir

Beyin gelişimi için fayda sağlayabilir.

D Vitamini

 

Kemik sağlığı: D vitamini, kalsiyumun emilimi için zorunlu olan bir vitamindir. D vitamini olmadığında kalsiyumun emilim oranı düşükken, varlığında bu oran yükselir.

Bu nedenle, kemik erimesi olarak geçen osteoporoz tedavisine destek amaçlı D vitamini ve kalsiyumun birlikte kullanılması önerilir. Ek olarak genel kemik gelişimine destek olmak amaçlı da gelişim döneminde D vitamini takviyesi kullanılabilir..

Bağışıklık sistemi: Reseptörler, diğer adıyla algaçlar, hücreler üzerinde bulunan ve her madde için ayrı ayrı üretilmiş olan protein yapılı bileşiklerdir. Yapılan araştırmalarda D vitaminine ait reseptörlerin bağışıklık sistemi hücreleri üzerinde bulunduğu görülmüştür. Bu sayede hücrenin aktivitesinde artış sağlar.

Özellikle viral enfeksiyonların tedavisinde farklı dozlarda takviye olarak alınan D vitamininin semptomlarda (belirtiler) azalma sağladığı, bağışıklık sistemini desteklediği de görülmüştür.

Kanser: Farklı mekanizmalar sebebiyle karşımıza çıkan bir rahatsızlıktır. D vitaminin kanseri önleyebileceği, kanser tedavisine destek olabileceği ve kanser riskini azaltabileceği ile ilgili veriler mevcuttur. Böyle bir ihtimal varsa kullanma kararı vermeden önce kesinlikle hekiminize danışmalısınız.

Kas sağlığı: D vitamininin kas gelişimini desteklediği ve fiziksel gücü artırabildiği ile ilgili veriler mevcuttur..

Antiinflamatuar etkinlik: İnflamasyon hemen her sağlık sorunun başlangıcında oluşan yangısal bir süreçtir. Başlangıç aşamasında haber verici olarak etkinlik gösterse de inflamatuar durumun ilerlemesi istenmez. Bu nedenle bu süreci baskılayıcı ajanlar kullanılması önerilir. D vitamininin de antiinflamatuar etkinliği olduğu çalışmalarla ortaya konmuştur.

Cilt sağlığı: D vitamini cilde faydaları açısından değerlendirildiğinde birkaç nokta göze çarpar. D vitamininin bir hormon olduğundan daha önce söz etmiştik.

Yapılan araştırmalarda akneli ciltlerde hormonal problemlere bağlı olarak D vitamini eksikliği oluşabileceğinden bahsedilir. Yine hem antienflamatuar özelliği hem de antimikrobiyal özelliği olduğu için akne tedavisinde D vitamininden destek alınabileceği de bilinir.

Diğer bir nokta ise hücre yenilenmesinde görev aldığında cilt hücrelerini korumaya da yardımcı olabileceğidir.

Akgünlük ekstresi

Akgünlük Ekstraktı Vücutta Nasıl Çalışır?

Bazı araştırmalar, boswellik asidin lökotrien oluşumunu önleyebileceğini ve bu sayede astım tedavisinde etkili olabileceğini göstermiştir. Lökotrienler iltihaplanma nedeni olarak tanımlanan moleküllerdir ve astım semptonlarını tetikleyebilirler.

Boswellia reçinesindeki dört asit, bitkinin anti-enflamatuar özelliklerine katkıda bulunur. Bu asitler, lökotrien üreten bir enzim olan 5-lipoksijenazı (5-LO) inhibe eder. Asetil-11-keto-β-boswellik asidin (AKBA) dört boswellik asitler arasında en güçlü olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, diğer araştırmalar, diğer boswellik asitlerin, bitkinin anti-enflamatuar özelliklerinden sorumlu olduğunu göstermektedir. Boswellia ürünleri genellikle boswellik asit konsantrasyonlarına göre derecelendirilir.

Akgünlük Ekstraktı Osteoartrit Tedavisinde Kullanımı:

Akgünlük Ekstraktının (boswellia) Osteoartrit üzerindeki etkisi üzerinde yapılan birçok araştırma, osteoartrit ağrısı ve iltihabının tedavisinde etkili olduğunu bulmuştur.

Phytomedicine dergisinde yayınlanan bir 2003 çalışmasında, Akgünlük Ekstresi kullanan Osteoartrit diz ağrısı olan 30 kişinin de diz ağrısında bir azalma olduğu bildirildi. Ayrıca diz fleksiyonunda (esnekliğinde) meydana gelen artışı ve ne kadar yürüyebildiklerini bildirdiler.

Modern çalışmalar Boswellia’nın Osteoartrit tedavisinde kullanılmasının devam etmesini desteklemektedir.

Uluslararası bir laboratuvar tarafından yapılan bir başka çalışma, zenginleştirilmiş Boswellia ekstraktının dozajının arttırılmasının fiziksel yeteneklerde önemli bir artışa yol açtığını ortaya çıkardı. Osteoartrit diz ağrısı, Boswellia ürünü ile 90 gün sonra daha düşük bir doza ve plaseboya kıyasla daha fazla azaldı. Aynı zamanda kıkırdak parçalayıcı enzimin seviyelerinin azaltılmasına da yardımcı oldu.

Akgünlük Ekstraktı Romatoid Artrit Tedavisindeki Etkisi

Romatoid Artrit tedavisinde Akgünlük Ekstraktının (boswellia serrata) yararına ilişkin çalışmalar çeşitli sonuçlar vermiştir.

Romatoloji Dergisi’nde yayınlanan eski bir çalışma, Boswellia’nın Romatoid Artrit eklem şişmesini azaltmaya yardımcı olduğunu bulmuştur.

Bazı araştırmalar Boswellia’nın otoimmün sürece müdahale edebileceğini ve bunun Romatoid Artrit için etkili bir terapi olabileceğini göstermektedir.

Birçok araştırma, akgünlük ekstresinin (boswellia) etkili anti-enflamatuar ve immün dengeleme özelliklerini destekler.

Akgünlük Ekstraktı İnflamatuar Bağırsak Hastalıklarında Kullanımı

Akgünlük bitkisinin anti-enflamatuar özellikleri nedeniyle, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit (UC) gibi enflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavisinde etkili olabilir.

Bir 2001 çalışmasında, özel bir boswellia özü olan H15, anti-enflamatuar reçeteli ilaç mesalamin (Apriso, Asacol HD) ile karşılaştırılmıştır. Boswellia özütünün Crohn hastalığının tedavisinde daha fazla etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.

Güvenilir birçok çalışma, bitkinin Ülseratif Kolit tedavisinde de etkili olabileceğini buldu. Boswellia’nın anti-enflamatuar ve bağışıklık dengeleyici etkilerinin iltihaplı bir bağırsağın sağlığını nasıl iyileştirebileceğini yapılan araştırmalar ve klinik çalışmalar sonucu yeni yeni öğrenmekteyiz.

Akgünlük Ekstraktı Astım Tedavisindeki Etkisi

Boswellia (akgünlük ekstresi) bronş kaslarının kasılmasına neden olan lökotrienlerin azaltılmasında rol oynayabilir.

1998’de yapılan bir araştırma, şifalı otların bronşiyal astım üzerindeki etkisini ve Boswellia alan insanların astım semptomlarını ve göstergelerini azalttığını gösterdi.

Bu konuda hala devam eden birçok araştırma mevcut ve bu araştırmalar bize şunu gösteriyor; Boswellianın (akgünlük ekstresi) bağışıklık dengeleyici özelliklerinin astımda meydana gelen çevresel alerjenlere karşı aşırı reaksiyon durumunda yardımcı olabilir.

Akgünlük Ekstraktı Kanser Üzerindeki Etkisi

Boswellik asitler kanser büyümesini engelleyebilecek çeşitli şekillerde etki eder. Boswellik asitlerin, bazı enzimlerin DNA’yı olumsuz yönde etkilemesini önlediği gösterilmiştir.

Çalışmalar ayrıca Boswellia’nın ileri meme kanseri hücreleri ile savaşabileceğini ve malign lösemi ve beyin tümörü hücrelerinin yayılmasını sınırlayabildiğini bulmuştur.

Başka bir çalışma, pankreas kanseri hücrelerinin istilasını baskılamasında boswellik asitlerin etkili olduğunu göstermiştir.

Akgünlük ekstraktının kanser tedavisindeki etkisi üzerine yapılan çalışmalar devam etmekte ve boswellia’nın anti-kanser aktivitesi daha iyi anlaşılmaktadır.

Tip 2 kollajen

Doğal bir nemlendiricidir, cildin nem seviyelerini koruyabilir ve daha da iyileşmesine yardımcı olabilir. Cilde sıkı ve sağlıklı görünüm kazandırabilir.

Antioksidan özelliğe sahiptir ve bu da cildi serbest radikal hasarlarına karşı korumaya yardımcı olabileceği anlamına gelir.

Tip 3 kollajen

Organlarımızı ve cildimizi oluşturan hücre dışı matrisin ana bileşeninden oluşmaktadır. Kan dokusunu oluşturmaya yardımcı olabilir.

Aynı zamanda cildin esnekliğini ve sıkılığını korumasına da yardımcı olabilmektedir.

Kasları ve organları desteklemenin yanı sıra damarlara da elastikiyet verebilmektedir.

Gastrointestinal sistem, kalp, kan ve kas damarlarında ve ciltte esneklik ve sıkılık kazandırma gibi pek çok görevi vardır.

Kolajen takviyeleri; saç sağlığından kıkırdağa, yüzdeki kırışıklardan kalp hastalıklarına geniş bir yelpazedeki istenmeyen olayları önlemede yardımcı olur.

Kolajen takviyesi kullananlar, vücutlarındaki kolajen miktarını artırarak daha sağlıklı bir yaşamı hedefler. Özellikle son yıllarda yüz güzelliği için yaşlanma karşıtı etki gösteren takviyeler sıklıkla kullanılmaktadır.

Yapılan çalışmalar kolajen kullanılmasının vücudumuza olumlu faydaları için umut vermektedir.

Yaşlanmanın kaçınılmaz sonuçlarından bir diğeri olan selülit oluşumunu  önleyerek, deri dokusunda iyileşme sağlayabilir. Bağ dokusunu sıkılaştırarak, özellikle kadınlarda kalça ve bacaklarda kötü bir görünüme neden olan selülitleri hafifletebilir.

Yetişkinlerin eklem kısımlarında bulunan kıkırdak dokunun yapısında yoğun olarak bulunur.

Tip 3 kolajenin eksik olması durumunda kıkırdak doku hasar görür ve eklem sorunları, sertleşme ve ağrı gibi durumlar görülebilir. Tip 3 kolajen kullanılarak eklemlerin sağlıklı bir şekilde hareket edebilmesine yardımcı olunur.

Tip 3, insan vücudundaki kanın pıhtılaşmasında aktif olarak görev alır. Kandaki pıhtılaşmayı sağlayan trombosit hücreleri ile sıkı bir ilişkisi olan bu tip kolajen aynı zamanda hızlı bir iyileşme süreci sağlayabilir.

Sinir sisteminde ve göz kanallarında hücre canlılığını koruyarak kan hücrelerinin bu kısımlara iletilmesini sağlayan TİP 3 kolajen, damarların elastik yapısını korumasını sağlayabilir.

Yapılan araştırmalarda Tip 3 kolajenin embriyogenez aşamasında beyinin yapısının oluşmasını sağlayan proteinlerden biri olduğu görülmüştür. COL3A1 geninin ürettiği bu kolajen tipi henüz embriyo aşamasında olan canlı için sinir sistemi ve damarların oluşmasında da hayati öneme sahip olabilir

Hyaluronik Asit

Doğal bir nemlendiricidir. Cildin nem seviyelerini koruyabilir. Daha da iyileşmesine yardımcı olabilir. cilde sıkı ve sağlıklı görünüm kazandırabilir.

Antioksidan özelliğe sahiptir ve bu da cildi serbest radikal hasarlarına karşı korumaya yardımcı olabileceği anlamına gelir.

Hyalüronik asit; cildin ve dokuların iyi yağlanmasına, nemli kalmasına yardımcı olan bir maddedir. Aynı zamanda bir nemlendiricidir. Çevreden nem alan ve ciltte nemlenmeyi artıran bir cilt bakım bileşenleri kategorisidir. Özellikle ciltte, eklemlerde ve gözde yüksek konsantrasyonlarda bulunur. Başlıca görevi kayganlık sağlamak ve doku hidrasyonunu yani nemliliğini sağlamaktır. Bunu da kendi ağırlığının bin katına kadar su tutabilmesine özelliğine borçludur.

Yaşlandıkça vücuttaki hyalüronik asit seviyeleri azalır. Buna bağlı olarak ciltte kırışıklıklar, canlılığını ve nemini kaybetme, eklemlerde ise aşınma ve yıpranma gibi sonuçlar görülür.

Uzun yıllar süren çalışmalar sonucu laboratuvar ortamında üretimi sağlanabilen hyalüronik asit takviyeleri, yaşlanma ile ilgili sağlık durumlarının önlenmesine veya tedavisine yardımcı olabilir.

Hyalüronik asit, eklem rahatsızlıklarına, cilt kırışıklıklarına, yara iyileşmesine, reflüye, göz kuruluğuna, sistit ve kronik yorgunluklara iyi gelebilir. En yaygın olarak eklemlerdeki aşınma ve yıpranma sonucu gelişen ‘osteoartrit’in tedavisi için faydalı olabilir.

Etkilenen eklemin içine enjeksiyon yoluyla verilebildiği gibi oral takviyenin benzer yararları sağladığını ispatlayan tıbbi yayınlar mevcuttur.

Cilt sağlığı ve güzelliği hyalüronik asidin en etkin olduğu alandır. Vücudumuzda bulunan toplam hyalüronik asidin yarısından fazlası cildimizde yer almaktadır.

Yaşla birlikte bu miktar azalmakta, bu da cildin nemini kaybedip daha donuk görünmesine yol açmakta, kırışıklıkların oluşmasını hızlandırmaktadır.

Kremler ve serumlarla yüzeyden uygulanan hyalüronik asit cilt tarafından emilmemekle birlikte yüksek su tutma kabiliyeti ile cilt nemlendirilmesinde faydalı olabilir. Enjeksiyonlarla hyalüronik asidin cilde direkt verilmesi ise hem nemlilikte artış hem de kırışıklıklar ve diğer yaşlanma belirtileri üzerinde azalmalara sebep olabilir.

Gıda takviyesi olarak alınan hyalüronik asitle ilgili yapılan çalışmalarda kırışıklık derinliği ve hacminde bir azalma, ayrıca cilt parlaklığı, esnekliği ve nemliliğinde artış saptanmıştır.

Balkabağı ekstresi

İçeriğinde bulunan A vitamini sayesinde deri ve hücre yapısının yenilenmesinde etkili olabilir.

İçeriğinde bulunan çinko sayesinde de saçların güçlenmesini ve dökülmesini önleyebilir.

Balkabağının çekirdeğinden elde edilen kabak çekirdeği ekstresi prostat sağlığı için gerekli mineralleri içeriğinde barındırır.

Vücudun herhangi bir yerinde oluşan iltihabın iyileşmesine yardımcı olabilir.

Lif içeriği yüksek olduğu için zayıflama diyetlerinde uzun süre tokluk hissi sağladığı için zayıflamaya yardım edebilir.

Sindirim sistemi problemi yaşayan kişilerde yüksek lif içeriği sayesinde kabızlığı önleyebilir.

Balkabağı ve çekirdeğinde bulunan A ve E vitaminleri sayesinde özellikle göz sağlığında etkili olabilir.

Bir su bardağı pişmiş balkabağında 11,7 mg, bir su bardağı pişmiş havuçta ise 6,6 mg Alfa karoten bulunmaktadır.

Demir, potasyum, kalsiyum, fosfor zengini olan balkabağının çok sihirli bir dünyası vardır. Bu sayede sağlıklı kemik gelişmesi ve kansızlığa karşı da önemli rol oynayabilir.

Balkabağında bulunan beta karoten sayesinde kalp hastalıklarında ve hiperlipidemi vakalarında kötü kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.

Antioksidan özelliği sayesinde kansere karşı vücudun dirençli olmasını sağlayabilir.

Vücudu mikroplardan koruyabilir, bağışıklığın güçlenmesinde oldukça etkili olabilir.

Prostat problemlerinin çözümünde faydalı olabilir.

Balkabağının çekirdeğinden elde edilen kabak çekirdeği ekstresi prostat sağlığı için gerekli mineralleri içeriğinde barındır. Erkeklerde sıklıkla görülen prostat problemlerinde, prostat büyümesini engellemede fayda sağlayabilir. Ayrıca idrar akışını artırıcı etkisi ile mesaneyi uyarıp, idrar yapma zorluğunu ortadan kaldırabilir. İdrar söktürücü özelliği sayesinde vücuttan toksinlerin atılmasında yardımcı olabilir.

Kanserle savaşta büyük rol oynuyabilir.

Hem Alfa hem de beta karoten miktarı hiçbir sebzede olmadığı kadar balkabağında yüksektir. Karoten içeriği yüksek besinlerle beslenmenin kanserle savaşmada önemli rolü bulunmaktadır. Özellikle mide, prostat ve lenfomalara karşı karotenlerin koruyucu olduğu düşünülmektedir.

0
Bu Sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. KABUL EDİYORUM